Haber: ÇAĞATAN AKYOL
(İSTANBUL) – İBB Davası’nın 68’inci gününde savunma yapan Odatv imtiyaz sahibi ve Nefes gazetesi yazarı Soner Yalçın, “Dönüp dönüp, iddianameyi okuyup anlamaya çalışıyorum. Hangi davranışım gazetecilik sınırını aşıp örgütsel faaliyete dönüştü? Benim suç olduğu iddia edilen bir yapıya bilerek ve isteyerek yardım ettiğimi gösteren tek somut olgu nedir? Olaya ilişkin sorum var, bunların cevabı, ispatı iddianamede yok” dedi.
Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın 68’inci günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda yapılıyor.
Sosyal medya fenomeni Hasan Erkan Kabakcı’nın ardından Odatv imtiyaz sahibi ve Nefes gazetesi yazarı Soner Yalçın’ın savunmasına geçildi. “Siz özel bir sebeple benim yurt dışı yasağımı kaldırdığınızda arkadaşlar çok tepki gösterdiler, ‘Bizim niye kaldırılmıyor’ diye. Onların da kaldırdınız ama biz özel sebebi açıklamadık tabii” diyen Yalçın, şunları söyledi:
“Gazetecilik hayatım boyunca siyasetin ‘pembe yalan’ denen sözlerine çok şahitlik ettim. Bunlar çoğu zaman gerilimi azaltmak, diplomatik dili yumuşatmak ya da toplumsal bir çatışmayı büyütmemek için gerçeğin kenarlarında dolaşan küçük sapmalar olarak görülürdü. Etik açıdan kuşkusuz tartışmalıydı ama hakikatin kendisini ortadan kaldırma iddiası taşımazlardı. Bugün ise yalanın niteliği değişti. Yalan artık gerçeği süslemiyor, gerçeği esnetmiyor, gerçeğin yerine geçmek istiyor. Dil, gerçeği ifade etmenin aracı olmaktan çıkıp kurgu üretmenin aracına dönüşüyor. Hakikat yalnızca bastırılmıyor, onun yerine tekrar tekrar üretilen senaryolar, algılar alıyor. Eskinin pembe yalanları gerçeğin etrafında dolaşırdı. Bugünün yalanı ise gerçeğin kendisini kökten hükümsüz bırakmaya çalışıyor. Bu nedenle Kafka’nın Dava eseri burada anılması gerekiyor. Kafka’nın anlattığı yalnızca yalan değildir. Daha ürkütücü bir durumdur. Doğru ile yanlış arasındaki ayrım artık önemini kaybetmiştir. Sistem gerçeği bulmak için değil, önceden belirlenmiş kurguyu sürdürmek için işlemektedir. Kafka’nın mahkemesinde mesele yalnızca kendini savunmak değildir, savunmanın mümkün olup olmadığını sorgulamaktır. Hakikatin değerini yitirdiği yerde insan en çok kendisini anlatamaz hâle gelir.
“İDDİANAMEYİ ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM”
Ben Kafka’nın romanındaki Josef K’dan farklıyım. Ben neyle suçlandığımı biliyorum fakat suçlandığım fiillerle iddianamede delil diye sunulanlar arasında nasıl bir hukuki bağ kurulduğunu anlayamıyorum. Bir insanı suçlamak başka, o suçu somut delillerle ortaya koymak başka iştir. İddia makamı benim hakkımda bir sonuç cümlesi kuruyor ancak o sonuca hangi somut eylemden, hangi delilden ve hangi mantıksal zincirden ulaştığını göremiyorum, gösteremiyor. Dönüp dönüp, iddianameyi okuyup anlamaya çalışıyorum. Ben ne yaptım? Kime yardım ettim? Nasıl yardım ettim? Hangi eylemim suç olarak tarif edilen yapının faaliyetini kolaylaştırdı? Hangi davranışım gazetecilik sınırını aşıp örgütsel faaliyete dönüştü? Benim suç olduğu iddia edilen bir yapıya bilerek ve isteyerek yardım ettiğimi gösteren tek somut olgu nedir? Olaya ilişkin sorum var, bunların cevabı, ispatı iddianamede yok. Bu nedenle şu temel soruyu sormak zorundayım. Ben buraya gerçekleştirdiğim somut bir suç eylemi nedeniyle mi yargılanıyorum, yoksa temaslarım, konuşmalarım, yazılarım, yani gazetecilik faaliyetlerim sonradan kurulmuş bir kurgunun içine yerleştirildiği için mi karşınızdayım?”
“DÜNKÜ ÇOCUK DEĞİLİM”
“Ben dünkü küçük çocuk değilim” diyen Yalçın, meslekte 40’ıncı yılında olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Halkıma karşı dürüst olduğum için 40 yıldır bu mesleği yapıyorum. Bu meslekte asıl sermaye kamuoyuna yıllar içinde kazanılan güvendir. O güven bir kez kaybedildiğinde gazetecinin kalemi ağırlığını yitirir. Bugün benim itiraz ettiğim nokta tam olarak budur. Mesleğim gereği kurduğum ilişkiler ve yaptığım görüşmeler bugün başka bir anlam yüklenerek suçlamanın parçası hâline getiriliyor. Birisini tanımak, biriyle konuşmak suç değildir. Telefon rehberinde bir isim bulunması suç değildir. Bunların suç sayılabilmesi için iddia makamının başka bir kanıt göstermesi gerekir. Ben ne yaptım? Hangi konuşmam suç teşkil etti? Hangi görüşmem gazetecilik faaliyetinin sınırını aştı? Hangi yazım, hangi cümlem, hangi davranışım suçun parçası oldu? Benim istediğim iddianamede bunların gösterilmesiydi, hiçbiri yok. Bilirsiniz ki ceza hukuku kimi tanıyorsunuz sorusuyla değil, ne yaptınız sorusuyla ilgilenir. Yani temas ile suç aynı şey değildir, tanışıklık ile iştirak aynı şey değildir, gazetecilik faaliyeti ile örgütsel faaliyet aynı şey değildir. Meslek hayatım boyunca hiçbir iktidarın, hiçbir partinin, hiçbir siyasetçinin gazetecisi olmadım. Ben sadece bir gazeteciyim.”
“GERÇEĞİN HÜKÜM VERMESİNİ İSTİYORUM”
Yalçın, “Mahkemelerin de gazeteciliğin de cevaplamak zorunda olduğu aynı soru vardır: Gerçek nedir? Gazetecilik hayatım boyunca bu sorunun peşinden gittim. Bugün burada da başka bir talebim yok. Yorumun değil, delilin; kurgunun değil, gerçeğin hüküm vermesini istiyorum” sözleriyle savunmasını tamamladı. Yalçın’ın ardından İBB sosyal medya çalışanı Kazım Eren Sönmez de savunma yaptı.




